mahur beste ./2

ah, eski istanbul! içten içe kaynaşan hayatıyla, durmadan çarpışan ihtirasıyla, kin ve sevgileriyle, birdenbire çoşan nefretleriyle, kaynayan sular gibi içten dönen ve derinleşen dolaplarıyla, daima kızdırılmış bir kaplan gibi atılmağa, parçalamağa hazır ocaklarıyla, tekkeleriyle, esnafıyla, o kadar parça parça, dağınık göründüğü hâlde istediği gün, sokakata, çarşıda, meydanda birdenbire birleşen, acayip ve korkunç bir mahlûk gibi halka halka büyüyen, genişleyen, okyanuslar gibi homurdanan, önüne çıkan her şeyi yakıp yıkan, devirip altüst eden, kadını erkeğini tamamlayan halkıyla her türlü canlılığın üstünde canlı şehir.

ahmet hamdi tanpınar

orhan veli’nin birdenbire’si

her şey birdenbire oldu.
birdenbire vurdu gün ışığı yere;
gökyüzü birdenbire oldu;
mavi birdenbire;
her şey birdenbire oldu;
birdenbire tütmeye başladı duman topraktan;
filiz birdenbire oldu, tomurcuk birdenbire.
yemiş birdenbire oldu.

birdenbire,
birdenbire;
her şey birdenbire oldu.
kız birdenbire, oğlan birdenbire;
yollar, kırlar, kediler, insanlar…
aşk birdenbire oldu,
sevinç birdenbire.

orhan veli

tante rosa ./1

bir elmanın bir meyve olduğu, bir babanın baba, bir savaşın savaş olduğu, bir gerçeğin gerçek olduğu, bir yalanın yalan olduğu, bir aşkın aşk olduğu, bir bıkmanın bıkma olduğu, bir başkaldırmanın başkaldırma olduğu, bir sessizliğin bir sessizlik olduğu, bir haksızlığın bir haksızlık olduğu, bir düzenin bir düzen ve bir evliliğin bir evlilik olduğu, olacağı günler gelecekti, inanıyordu tante rosa…

sevgi soysal

ince memed ./1

görüş sahası ne kadar dar olursa olsun, insan muhayyilesi geniştir. değirmenoluk köyünden başka hiçbir yere çıkmamış bir insanın bile geniş bir hayal dünyası mevcuttur. yıldızların ötelerine kadar uzanabilir. hiçbir yer bulamazsa kafdağının arkasına kadar gider. o da olmazsa, düşlerinde yaşadığı yer başkalaşır. cennetleşir. şimdi, şu anda düşler veryansın ediyordur uykuların altında. şu fıkara, şu kahırlı değirmenoluk köyünde, değişmiş dünyalar yaşanıyordur.

yaşar kemal

tünel ./1

insanların neyi, neden anımsayıp anımsamaması gerektiğini şeytanın bile bildiğinden kuşkuluyum ya, bana kalırsa “toplumsal bellek” falan diye bir zırvalık da yok zaten, insan türnünü geliştirdiği diğer bir savunma mekanizmasından başka bir şey değildir bu “toplumsal bellek” kavramı. “geçmiş daha güzeldi” tümcesiyse, geçmişte şimdiye oranla daha az kötü şey olduğu anlamına gelmiyor, yalnızca insanlar geçmişin kötülüklerini unutuyorlar, hepsi bu. ayrıca bu tür tümcelerin evrensel bir anlamı olduğunu düşünmüyorum, örneğin ben kötü şeyleri anımsamayı yeğlerim, öyle ki neredeyse “geçmiş daha kötüydü” diyesim geliyor, bunu söylemememin tek nedeni bugünün de gözüme geçmiş kadar berbat görünmesi; o kadar çok felaket, kötücül ve zalim yüz, kötü davranış anımsıyorum ki, belleğim iğrenç bir utanç müzesini aydınlatan sefil bir ışığı andırıyor.

ernesto sabato

mahur beste ./1

birdenbire aklı evlendiği seneye, biricik aşkına, her ömürde bir kere açan o bahara gitti. fakat behçet bey’in hayatı bu cinsten seyahatleri zorlaştıran bir hayattı. mazi onun için tehlikeli bir mıntıkaydı. onun için çabukça döndü. insan ömrü zavallı, çok zavallı bir şeydi. “darülmihen…” diye mırıldandı.

ahmet hamdi tanpınar

karanlık oda /.2

aslında ben tembel tabiatlıyım. çalışıp çabalamak kof adamların işi. kendi içlerindeki çukuru doldurmak için yoksul insanların malına mülküne sarkarlar. benim atalarımın da içi boştu. çok çalıştılar, çok zahmet çektiler, sonra düşünüp baktılar kendilerine ve zamanlarını tembellik içinde geçirdiler. onların içindeki çukur dolmuştu. sonra da bütün tembelliklerini bana miras bıraktılar. atalarımla övünmüyorum. üstelik bu memlekette başka yerlerde olduğu gibi tabakalaşma yok. zaten zenginlerin, ensesi kalınların iki üç kuşak ötesine gidersen hepsi ya hırsız çıkar, ya haydut, ya saray soytarısı, ya sarraf. atalarımızın aslını faslını iyicene karıştıracak olursak gorille, şempanzeye kadar gideriz. ama bildiğim şu ki, ben çalışmak için yaratılmamışım. yenilikçi geçinen sonradan görmeler, kendi deyişleriyle sadece bu muhitte boy gösterebilirler. kendi zevklerine, hırslarına, şehvetlerine göre bir toplum oluşturmuşlardır. yaşamla ilgili en küçük görevde bile onların cebri ve körü körüne bağlılık kanunlarını bir kapsül gibi yutup kabullenmek gerekir. adına çalışmak dedikleri bir nevi esarettir bu. herkes yaşama hakkını onlardan dilenmek zorunda. bu muhitte sadece bir avuç hırsız, utanmaz ahmak ve manyağın yaşama hakkı var. hırsız, alçak ve yağcı olmayanlar için “yaşamasına gerek yok!” derler. içimdeki dertleri, altında belimin büküldüğü mevrus yükü onlar anlayamaz.

sadık hidayet