düşüş ./3

hollandalılar mı, a hayır, onlar çok daha az modernler! zamanları var, bakın onlara. ne yapıyorlar? peki öyleyse, bu baylar şu bayanların emeğiyle geçiniyor. kaldı ki bunlar, erkek olsun, dişi olsun, her zamanki gibi, yalan düşkünlüğü ya da ahmaklıkla buraya gelmiş pek kentsoylu yaratıklardır. kısacası, düş gücü fazlalığı ya da eksikliğiyle.
zaman zaman bu baylar bıçak ya da tabanca kullanırlar, ama bunu gönülden istediklerini sanmayın. rol gereğidir bu o kadar; son kurşunlarını atarken korkudan ölürler.
öyle ama, ben onları ötekilerden daha ahlaklı buluyorum, aile içinde, yavaş yavaş yıpratarak öldürenlerden daha ahlaklı. toplumumuzun bu tür bir yok etme için örgütlenmiş olduğuna dikkat etmediniz mi? brezilya ırmaklarında ki o küçücük balıklardan söz edildiğini herhalde işitmişsinizdir, hani binlercesi ihtiyatsız yüzücüye saldıran, birkaç saniyede onu küçük lokmalarla yiyip bitiriveren ve ortada tertemiz bir iskeletten başka bir şey bırakmayan balıklardan?
işte böyledir onların örgütlenmesi. “temiz bir yaşama razı mısınız? herkes gibi?” evet diyorsunuz doğal olarak. nasıl hayır diyebilir insan? “tamam. sizi temizlerler. bir iş, bir aile, örgütlenmiş boş zaman işte budur.” ve küçük dişler tene saldırır, kemiklere kadar yer. ama yanlış söyledim. onların örgütü dememeli. bizim örgütümüz bu, eninde sonunda: kim kimi temizleyecek!

albert camus

düşüş ./2

bana hep öyle gelmiştir ki, hemşehrilerimizin iki tutkusu var: fikirler ve zina.

onları suçlamaktan da kaçınalım hani; yalnız onlar değil, tüm avrupa bu durumda. gelecekteki tarihçilerin bizim için ne diyeceklerini düşünüyorum bazen.

günümüz insanı konusunda bir tümce söylemek yetecektir onlara:
zina ediyordu ve gazete okuyordu.

albert camus, 1956

düşüş ./1

ama işte, haklı yandaydım, bu da vicdanımın rahat olmasına yetiyordu. doğruluk duygusu, haklı olmanın verdiği doyum, bizi ayakta tutan ya da ilerleten güçlü zembereklerdir. tersine, insanları bundan yoksun ederseniz, onları ağzı köpüren köpeklere çevirirsiniz. nice suçlar işlenmiştir, yalnızca bunları işleyenler kusurlu olmaya dayanamadıkları için!

albert camus

veba ./1

dünyadaki kötülük, neredeyse her zaman cehaletten kaynaklanır ve eğer aydınlatılmamışsa, iyi niyet de kötülük kadar zarar verebilir. insanlar kötü olmak yerine, daha çok iyidir ve gerçekte sorun bu değildir. ancak insanlar bir şeyin farkında değillerdir, şu erdem ya da kusur denilen şeyin; en umut kırıcı kusur, her şeyi bildiğini sanan ve böylece kendine öldürme hakkı tanıyan cehalettir. katilin ruhu kördür ve insan her türlü sağduyudan yoksunsa, güzel aşk ve gerçek iyilik diye bir şey olamaz.

albert camus

yabancı ./1

o zaman sık sık düşünüyor ve içimden:
beni kuru bir ağaç kovuğunda yaşamaya zorlasalardı da gökyüzüne bakmaktan başka bir işim olmasaydı, yavaş yavaş buna da alışır giderdim, diyordum. buracıkta, nasıl avukatımın o acayip boyunbağını gözlüyor ve bir başka dünyada marie’nin gövdesini kavrayıp sıkmak için cumartesilere kadar bekliyorsam, orada da, kuşların geçişini, bulutların karşılaşmalarını beklerdim herhalde. oysa kuru bir ağaç kovuğunda değildim. benden daha bahtsızları da vardı. zaten anacığım da böyle düşünür ve sık sık, “insan eninde sonunda her şeye alışır” der dururdu.

albert camus

sisifos söyleni ./1

hiç kimsenin varlıkbilimsel bir kanıt uğruna öldüğünü görmedim.
önemli olan bir bilimsel gerçeğe varmış olan galilei,
bu gerçek yaşamını tehlikeye sokar sokmaz,
büyük bir rahatlıkla dönüverdi ondan. bir bakıma iyi etti.
uğrunda yakılıp ölmeye değmezdi bu gerçek.
dünya mı güneşin çevresinde döner, güneş mi dünyanın çevresinde,
hiç mi hiç önemi yok bunun. kısacası, değersiz bir sorun bu.
buna karşılık, yaşamın yaşanmaya değmediği
düşüncesine vardıkları için ölen nice insanlar görüyorum.

albert camus