insanın dört zindanı ./2

insanı öz bilinç/kendini bilme, seçme ve yaratıcılıktan alıkoyan dört belirlenim vardır.
descartes’ın şu cümlesi oldukça meşhurdur: “düşünüyorum, o halde varım“. bu descartes’ın şüphesidir. descartes, önce her şeyden şüphe etmiş, sonra böyle demiştir. fakat şüphe etmekte olduğum hususunda şüphe edemem. öyleyse ben varım ki şüphe ediyorum, şu halde ben varım. sonra da “düşünüyorum, o halde varım” cümlesiyle tanındı, ünlendi ve bütün öğreti veya doktrinini bu cümlesine dayalı olarak ispatlayıp geliştirdi.
ikinci söz gide’in “hissediyorum, o halde varım“. üçüncü söz de albert camus’nun şu sözüdür: “başkaldırıyorum, o halde varım“. bu daha doğrudur. aslında “var” olmanın bu üç ölçütünden her biri doğrudur. o, düşünüyor; vardır ki düşünüyor. duyumsayan, hisseden kimse, vardır ki hissediyor. başkaldıran kişi vardır ki başkaldırıyor, isyan ediyor. fakat burada üç tane “imek” (var bulunmak) vardır. insana özgü olan en üstün var oluş, “başkaldırıyorum, o halde varım”dır.

adem cennette olduğu ve başkaldırmadığı sürece adem/insan değil, melek idi. fakat insan cennette ve cennetin tüketim hayatı içinde isyan ediyor ve o meyveyi (akıl, bilinç ve başkaldırma meyvesi) yedikten sonra vaat edilen cennetten değil, yararlanma, keyif çatma ve hayvani tüketim cenneti olan cennetten kovulup, çıkarılır. vaat edilen cennet, adem’in kovulduğu cennettin karşıtıdır. sonra yeryüzüne gelir ve gayret, uğraşı, cihat, savaşma ve keşmekeş içinde kendi hayatını, geçimini üstlenme görevini yüklenir. ana ve baba, çocuklarını evden uzaklaştırdıklarında, bu o çocukların kendi hayatlarının sorumluluğunu kendilerine havale etmiş olmalarının alametidir. bu tam da sartre’ın ortaya koyduğu sözün tercümesidir; yani insan “kendine bırakılmıştır”. yani tabiatta kendi hayatının sorumluluğu kendisine aittir.

ali şeriati

insanın dört zindanı ./1

ilkel, vahşi ve bedevi bir kavme hükmeden cengiz’in veya geçmişte oldukça medeni toplumları yöneten büyük imparatorların, bugünkü medeniyeti çekip çeviren büyük iktisat düzenlerine, büyük ve güçlü rejimlere hükümet eden kimselerden hiçbir farkı yoktur. onun günümüz beşerine hükmedenlerden farkı şudur: onun, yani öncekinin donanımı, bugünkü düzenle eğitim görmemiştir; bundan dolayı açıkça, ben öldürmeye geldim diyor. ama bugünün medenisi geliyor, öldürüyor ve “ben barış yapmaya geldim” diyor. bugünkünün konuşma, yalan söyleme ve meşrulaştırma tarzı gelişmiştir; yoksa insanın bozgunculuk, nifak, adam öldürme, başkalarını öldürüp yağmalamadan duyduğu zevk, geçmişte olduğu gibidir, belki de daha şiddetli hale gelmiştir.
işte bu insan, bu anlamda hep sabittir, beşerdir.

ali şeriati