tatar çölü ./2

sonunda drogo ne olduğunu anladı ve tepeden tırnağa bir ürpermeyle titredi. suydu bu, evet, çevredeki kayaların tepelerinden dökülen uzak bir çağlayan. fışkıran suyu titreten rüzgar, yankıların gizemli oynaşması, suyun çarptığı taşların çıkardığı değişik sesler, sürekli konuşan bir insan sesi oluşturuyordu: bizim yaşamımıza değin sözler söylüyordu, hep anlayacak gibi olup bir türlü seçemediğimiz sözlerdi bunlar.

demek ki şarkı söyleyen bir asker, soğuğa, cezalara ve aşka duyarlı bir adam değil, düşmanca dikilen dağdı. ne acıklı bir hata, diye düşündü drogo, belki de her şey için aynı durum geçerlidir, çevremizde bizim gibi yaratıklar olduğunu düşünürüz halbuki olan, sadece, don ve yabancı bir dil konuşan taşlardır; bir dosta selam vermek üzereyizdir, ama kolumuz hareketsiz yana düşer, gülümsememiz yarıda kalır çünkü tamamen yalnız olduğumuzu görürüz.

dino buzzati

tatar çölü ./1

borular çalabilir, savaş türküleri duyabilir, ‘kuzey’den ürkütücü haberler gelebilirdi, bir tek bunlara kalsa drogo yine de kaleden giderdi; ama şimdiden alışkanlıklarının uyuşukluğunu, askerlere özgü kibri, her günkü duvarlara karşı duyulan evcil bir aşkı duyumsamaya başlamıştı. görevin monoton ritmi çerçevesinde dört ay, onu tuzağa düşürmeye yetmişti.

dino buzzati