karamazov kardeşler ./2

insanları seviyorum ama kendi kendime şaşırıyorum da, diyordu: insanlığa olan sevgim arttığı ölçüde kişilere olan sevgim azalıyor. insanlığa hizmet yolunda büyük işler başarmayı düşünüyorum sık sık, gerçekten de insanların mutluluğu uğruna çarmıha gerilmeye bile giderim belki, ama öte yandan, bir insanla aynı odada iki gün yalnız kalmaya dayanamam, bunu deneyimlerimden biliyorum. bana yakın olunca kişiliği onurumu eziyor, özgürlüğümü kısıtlıyor. bir gün içinde dünyanın en iyi insanından bile nefret edebilirim: yemeği yavaş yemesi bir kimseden nefret etmeme yeter. başka birinden, nezlesi var, iki de bir sümkürüyor diye nefret edebilirim… yanıma yaklaştıkları anda düşman kesiliyorum insanlara. gelgelelim, kişilerden nefret ettiğim ölçüde insanlığa olan sevgim artıyor.

dostoyevski

karamazov kardeşler ./1

kendine yalan söyleyip, söylediği yalana inanan kimse sonunda işi, kendi içindeki, çevresindeki gerçekleri tanımamaya, bunun sonucu kendi içindeki, çevresindeki gerçekleri tanımamaya, bunun sonucu olarak da kendisine ve çevresindekilere saygı duymamaya dek vardırır. kendi kendine olan saygısını yitirince içinde sevgi diye bir şey de kalmaz insanın. içinde sevgi olmayınca oyalanmak, eğlenmek için kötü tutkulara, iğrenç şehvete bırakır kendisini, hayvanca yaşamaya başlar. bütün bunların tek nedeni insanın, çevresindekilere ve kendi kendine yalan söylemesidir. kendine yalan söyleyen kimse herkesten çabuk da gücenebilir. gelgelelim, gücenmek bazen hoş bir şeydir, ne dersiniz? onu hiç kimsenin incitmediğini, hakaret etmediğini bile bile, hiç yoktan hakaret yaratmak, iş olsun diye kendi kendine yalan söylemek, olayları büyütmek, bir sözcüğü diline dolamak, pireyi deve yapmak bazen insana zevk verir. bunun böyle olduğunu bilir, bilir ya, gene de önce kendisi gücenir, zevk duyarak, büyük bir zevk duyarak gücenir, zevk duyarak, büyük bir zevk duyarak gücenir, sonra da yürekten bir kin beslemeye başlar kendine hakaret eden insana…

dostoyevski

yeraltından notlar ./10

şimdi size bir böcek bile olamadığımı anlatmak istiyorum. şunu bütün ciddiyetimle belirteyim, pek çok kez böcek olmayı istemişimdir. ne yazık ki, buna bile erişemedim. baylar yemin ederim, her şeyi fazlasıyla anlamak bir hastalıktır.

ama şuna iyice inanıyorum ki, değil fazlasıyla bilinçli olmak, bilincin her türlüsü hastalıktır. bence öyledir işte. bir dakika geçelim bunu da, şimdi söyleyin bakalım: bazen, hem de terslik bu ya, eskilerin deyimiyle “bütün güzel, yüce şeyler”in inceliğini kavramaya hazır olduğum zamanlar, evet tam bu sırada, o güzellikleri anlayacak yerde, neden belki de herkesin yapabileceği biçimsiz hareketleri, hem de sanki özellikle yapıyormuş gibi, tam yapılmamasını anladığım bir zamanda yapıyorum? niçin iyilik üstüne, güzel, yüce şeyler üstüne anlayışım derinleştikçe, batağa daha çok saplanıyorum, neredeyse boğulmama ramak kalıyor?

dostoyevski

yeraltından notlar ./9

bakın, yağmur yağarken köşk yerine bir kümes görsem, ıslanmamak için belki kümese girerim, ama beni yağmurdan korudu diye de şükran borcumu ödemek için kümese köşk gözüyle bakmam. bana gülüyorsunuz, hatta kümesle köşk arasında bir ayrım olmadığını haykırıyorsunuz. biz eğer yalnız ıslanmamak için yaşıyorsak, sizin dediğinize seve seve katılırım.

dostoyevski

yeraltından notlar ./8

şurası kesindir ki, biz acıyı bazen tutkuya varan bir sevgiyle severiz..sırça köşkte acı çekmek ise bütünüyle yakışıksız düşer, çünkü acı çekmek kuşku demektir. içinizde kuşku uyandıran bir sırça köşk nasıl bir şey olurdu dersiniz?

dostoyevski

yeraltından notlar ./7

ne yaparsınız, kırk yıllık yeraltı yaşamı, dile kolay! izin verin, biraz da hayal kurayım. mantık, kuşkusuz iyi şeydir ama olup olacağı bir mantıktır ve insanın düşünme gereksinmesini gidermekten başka bir şey değildir, ama unutmayalım, gene de yaşamdır, kare kökü almak değil.

dostoyevski

yeraltından notlar ./6

yineliyorum, özellikle yineliyorum: içlerinden geldiği gibi davranan insanlar, iş adamları dar kafalı oldukları için, kafaları çalışmadığı için iş becerirler. bunu size şöyle açıklayacağım: bu tür insanlar dar görüşlü olmalarından ötürü, önlerine çıkan ilk sebepleri ikinci dereceden de olsa ana sebep sanırlar. davranışlarına sağlam bir dayanak bulduklarına herkesten çabuk ve kolay inandıklarından dolayı içleri rahattır. en önemlisi de bu değil mi zaten? herhangi bir işe girişmeden önce, bütün kuşkularından arınarak huzur içinde olmalıdır insan. peki ben kendimi nasıl huzura erdireceğim?

dostoyevski

yerlatından notlar ./5

sözün gelişi, sana maymundan geldiğimizi kanıtlamışlarsa, bu gerçeği yüzünü buruşturmadan kabul edeceksin. gövdendeki tek bir yağ damlasının senin için yüz binlerce hemcinsininkinden değerli olması gerektiği; erdem, sorumluluk, safsata, boş inanç denen şeylerin hep bu sonuca göre çözümlendiği kanıtlanırsa yine olduğu gibi kabul edeceksin, çünkü matematiğin “iki kere iki dört eder” kesin sonucu vardır bunlarda. hele bir karşı durmaya kalkın; “aman efendim, nasıl karşı çıkarsınız? bu, iki kere ikinin dört etmesi kadar açıktır! doğa size danışmaz, onun sizin isteklerinizle, yasaların hoşunuza gidip gitmediğiyle işi yoktur. doğayı olduğu gibi, bütün sonuçlarıyla kabul etmek zorundasınız. duvar duvardır vb. vb.” diye bağırırlar. aman tanrım, herhangi bir sebepten ötürü doğa yasaları ile iki kere ikinin dört ettiği hoşuma gitmiyorsa, bana ne bu yasalardan, bana ne aritmetikten? duvarı delmeye gücüm yetmiyorsa, “ille deleceğim” diye yırtınmam elbette; ama önümde yıkmaya gücümün yetmediği bir taş duvar bulunmasına da razı olamam.

dostoyevski

yeraltından notlar ./4

zamanında her aklı başında adam korkaktır, köle ruhludur, açıkçası böyle olmak zorundadır. bu, onlar için normal bir durumdur. sarsılmaz inancıma göre onlar ta yaratılıştan böyledir. aklı başında adamların korkak, köle ruhlu olmaları birtakım durumlar sonunda yalnız çağımıza özgü değildir, bu her zaman böyle olacaktır. dünyadaki bütün aklı başında insanlar bu doğa yasasından yakayı sıyıramazlar. bir kerecik kabadayılık etmeye kalkışanlar sakın buna sevinip böbürlenmesinler, çünkü nasıl olsa başka yerde pes edeceklerdir. onlar için tek çıkar yol, değişmeyen sonuç budur. kabadayılıkta direnenler yalnız eşeklerle onların melezleridir, o da bir kerteye (bildiğimiz duvara) kadar. hiçbir değer taşımayan bu yaratıkları önemsemesek daha iyi ederiz.

dostoyevski