içinden seven edip

içinden doğru sevdim seni
bakışlarından doğru sevdim de
ağzındaki ıslaklığın buğusundan
sesini yapan sözcüklerden sevdim bir de
beni sevdiğin gibi sevdim seni
kar bırakılmış karanlığından.
yerleştir bu sevdayı her yerine
yüzünde ter olan su damlacıklarının
kaynağına yerleştir
her zaman saklamadığın, acısızlığın son durağına
gül taşıyan cocuğuna yerleştir
ve omuzlarına daracık omuzlarına
üşümüş gibisin de sanki azıcık öne taşırdığın
tam oraya işte, uçsuz bucaksız bir düzlükten
bir papatya tarlasıyla ayrılmış göğüslerine yerleştir
ve esmerliğine bir de, eski bir yangının izlerinin renginde
saçlarının yana düşüşüne, onları bölen ikiliğe
alnından başlayan ve ayak bileklerinde duran
yani senin olmayan, seni bir boşluk gibi saran hüzne Yerleştir onu bir kentin parça parça aklında tuttuğun
kar taneleri gibi uçuşan
ve her gün biraz daha hafifleyen semtlerine
yerleştir bu sevdayı her yerine.
ekledim ben tattığım her şeyi denizlere
bildiğim ne varsa onlar da hep denizlerden
sen de bir deniz gibi yerleştir onu istersen
sevdayı
ve köpüklendir
ve yaşlandır ki işte kederi anlamasın
ama dur, her deniz yaşlıdır zaten
öğrenmez ama öğretir mutluluğu
bizim sevdamız da öyledir, iyi şiirler gibi
biraz da herkes içindir. Ve gelinciğin ikinci tadına benzemeli
var eden kendini birincisinden
yani bir sevdayı sevgiye dönüştüren.
ben şimdi bir yabancı gibi gülümseyen
tanımadığın bir ülke gibi
içinde yaşamadığın bir zaman gibi
tam kendisi gibi mutluluğun
beni bekliyorsun
Ve onu bekliyorsun beni beklerken.

edip cansever

edip cansever’in ‘kaybola’nı


bilmem mi ellerin vardır, umuttan yuvarlar çizerler
bakılan bir şeydir el, boşluğu dengede tutan
bir uzantıdır işte umutla insan arası
bir yönüdür ne belli, görmekle anlaşılan
geceden gün yapılan o sevişme yakınlığında
şimdi bir sevdayı izliyor
uluslararası üç polis
deli ediyor onları sonsuzda
çok isimli bir çay
çok yuvarlak bir masa.

edip cansever

ey edip!

sen usul, ben yavaş, kime yaraşır bu sessizlik?
kim biner bu gemiye insandan kıyılar yapılırken
yetmez mi dalgası vursundu azıcık gözlerimize
gözlerin gözlerime; siz bak ey!

şu sen de olmasan insan çıldıracak mı?
hiç yoktan bir yerlere mi gidecek belki?
olsun neresi olursa, git karanlık ama git
gecemizde duranı sen kal ey!

edip cansever