kayıp zamanın izinde ./5

gençlikte, âşık olduğumuz kadının kalbine sahip olmayı hayal ederiz; daha ileri yaşlarda, bir kadının kalbine sahip olduğumuzu hissetmek, ona âşık olmamıza yetebilir. dolayısıyla aşkta öznel bir hazzın peşinde koştuğumuz ve bu yüzden de bir kadının güzelliğine duyulan hayranlığın aşkta en baskın unsur olmasının beklenebileceği yaşta, aşk – en fiziksel aşk bile – temelinde, başlangıcında bir arzu olmadan doğabilir. bu yaşa gelinceye kadar, hayatımızda aşka birçok kez maruz kalmışızdır; aşk artık şaşkın ve edilgen kalbimizin karşısında tek başına, kendi meçhul ve kaçınılmaz yasalarına göre ilerlemez. ona biz destek olur, hafızanın yardımıyla, telkinle yönlendiririz onu. belirtilerinden birini tanıdığımızda, hatırlayarak diğer belirtileri canlandırırız tekrar. içimizde baştan sona kayıtlı olan aşkın şarkısını ezbere bildiğimizden, şarkının devamını getirebilmek için, -güzelliğin esinlendiği bir hayranlıkla dolu- başlangıç notalarını bir kadının söylemesine gerek duymayız. kadın şarkıyı ortasından -kalplerin birbirine yaklaştığı, iki kişinin bundan böyle sadece birbirleri için var olacaklarından söz ettikleri noktadan- söylemeye başladığı taktirde de, bu müziğe yeterince alışkın olduğumuzdan, beklenen notalarda hemen karşımızdakine katılıveririz.

marcel proust

kayıp zamanın izinde ./4

zihnim de dışarıda olup bitenleri seyrederken bile içine gömüldüğüm bir başka yuvaydı. dışarıdaki bir nesneyi gördüğümde, gördüğümün bilinci nesneyle arama girer, etrafını maddesine doğrudan dokunmamı engelleyen ince bir manevi şeritle kuşatırdı; tıpkı ıslak bir nesneye yaklaştırılan akkor halinde bir cismin önünde daima bir buharlaşma kuşağı oluşturarak ıslaklığa değmediği gibi, gördüğüm nesnenin maddesi de -ben onunla temas etmeden- adeta buharlaşırdı. kitap okurken, bilincin birbirinden farklı durumların hepsini aynı anda, adeta alacalı bir ekranda sergilerdi; benliğimin en ücra köşelerine gizlenmiş özlemlerden bahçenin sonunda gördüğüm, tamamen dışsal olan ufak çizgisine kadar uzanan bu farklı durumlar arasında en öncelikli, en çok bana ait olanı, hareket halindeki bir kontrol düğmesi gibi her şeyi yöneten güdü, okumakta olduğum kitabın felsefi zenginliğine, güzelliğine olan inancım ve hangi kitabı okuyor oluyorsam olayım, bu zenginliği, bu güzelliği kendime mal etme isteğimdi. okuduğum kitabı combray’de, eve çok uzak olduğu için françoise’ın camus kadar sık alışveriş etmediği, ama kırtasiye ve kitap bakımından daha zengin olan borange bakkaliyesinden, onu ilk kez dükkanın bir katedral kapısından daha esrarengiz, düşüncelerle daha fazla donatılmış olan kapısının iki kanadını kaplayan broşürler ve fasiküller mozaiği içinde, iplerle tutturulmuş halde görerek almış olurdum. yine de kitabı satın almamın asıl sebebi, benim yarı yarıya sezinlediğim, yarı yarıya anlaşılmaz bulduğum gerçeğin ve güzelliğin sırrını, yani keşfi bütün düşüncelerimin bulanık, ama sabit hedefini oluşturan sırrı çözmüş biri gibi gördüğüm bir öğretmenimin veya arkadaşımın tavsiyesi olurdu.

marcel proust

kayıp zamanın izinde ./3

bir insanın, bilinmeyen bir hayatın parçası olduğunu ve ona olan aşkımızın sayesinde bir hayata nüfuz edebileceğimizi zannetmek, bir aşkın doğmasına en temel unsurdur ve başka hiçbir şeyin önemsenmemesine yol açar. bir erkeği sadece fiziksel görünümüne bakarak değerlendirdiklerini iddia eden kadınlar bile, bu görünümde özel bir yaşayışın yansımasını bulurlar. işte bu yüzden askerlerden, itfaiyecilerden hoşlanırlar; üniforma çehreyi beğenmeyi kolaylaştırır; zırhın altında farklı, maceracı ve şefkatli bir yüreği öptüklerini zannederler; genç bir hükümdarın, bir veliahtın, ziyaret ettiği yabancı ülkelerde, en çok arzulayacağı gönülleri fethetmek için, belki bir sarraf için şart olacak düzgün profile ihtiyacı yoktur.

marcel proust

kayıp zamanın izinde ./3

“burada uzun süre kalabildiğiniz için şanslısınız; benim yarın paris’e, küçük deliğime dönmem gerekiyor.” sonra kendine has hafif alaylı, hayal kırıklığı ifade eden, biraz dalgın gülümsemesiyle, “evimde gereksiz eşyaların hepsi var şüphesiz. sadece gerekli olan şey eksik: buradaki gibi kocaman bir gökyüzü parçası. hayatınızın üstünde hep bir gökyüzü parçası bulundurmaya çalışın yavrucuğum”

marcel proust

kayıp zamanın izinde ./2

geçmişimiz için de aynı şey geçerlidir. geçmişi hatırlama gayretimiz nafile, zihnimizin bütün çabaları boşunadır. geçmiş zihnin hakimiyet alanının, kavrayış dışında bir yerde, hiç ihtimal vermediğimiz bir nesnenin (bu nesnenin bize yaşatacağı duygunun) içinde gizlidir. bu nesneye ölmeden önce rastlayıp rastlamamamız ise tesadüfe bağlıdır.

marcel proust

kayıp zaman izinde ./1

ne var ki, hayatın en önemsiz ayrıntıları açısından bakıldığında bile, insan herkesin gözünde özdeş, isteyenin bir şartnameyi ya da vasiyetnameyi inceler gibi inceleyebileceği, maddi bir bütün teşkil etmez; sosyal kişiliğimiz başkalarının düşüncesinin yarattığı bir şeydir. “tanıdığımız birini görmek” diye adlandırdığımız basit eylem bile, kısmen zihinsel bir eylemdir. baktığımız insanın dış görünüşünü ona ilişkin bütün kavramlarımızla doldururuz ve gözümüzde canlandırdığımız bütün içinde, hiç şüphesiz bu kavramlar daha fazla yer tutar.

marcel proust