karanlık oda /.2

aslında ben tembel tabiatlıyım. çalışıp çabalamak kof adamların işi. kendi içlerindeki çukuru doldurmak için yoksul insanların malına mülküne sarkarlar. benim atalarımın da içi boştu. çok çalıştılar, çok zahmet çektiler, sonra düşünüp baktılar kendilerine ve zamanlarını tembellik içinde geçirdiler. onların içindeki çukur dolmuştu. sonra da bütün tembelliklerini bana miras bıraktılar. atalarımla övünmüyorum. üstelik bu memlekette başka yerlerde olduğu gibi tabakalaşma yok. zaten zenginlerin, ensesi kalınların iki üç kuşak ötesine gidersen hepsi ya hırsız çıkar, ya haydut, ya saray soytarısı, ya sarraf. atalarımızın aslını faslını iyicene karıştıracak olursak gorille, şempanzeye kadar gideriz. ama bildiğim şu ki, ben çalışmak için yaratılmamışım. yenilikçi geçinen sonradan görmeler, kendi deyişleriyle sadece bu muhitte boy gösterebilirler. kendi zevklerine, hırslarına, şehvetlerine göre bir toplum oluşturmuşlardır. yaşamla ilgili en küçük görevde bile onların cebri ve körü körüne bağlılık kanunlarını bir kapsül gibi yutup kabullenmek gerekir. adına çalışmak dedikleri bir nevi esarettir bu. herkes yaşama hakkını onlardan dilenmek zorunda. bu muhitte sadece bir avuç hırsız, utanmaz ahmak ve manyağın yaşama hakkı var. hırsız, alçak ve yağcı olmayanlar için “yaşamasına gerek yok!” derler. içimdeki dertleri, altında belimin büküldüğü mevrus yükü onlar anlayamaz.

sadık hidayet

karanlık oda ./1

ben hiçbir zaman başkalarının zevkine ortak olmadım. ya katı bir duygu, ya mutsuzluk duygusu engel oldu bana. yaşam derdi, yaşam güçlüğü. bütün sorunların içinde en önemlisi insanlarla uğraşmak. kokuşmuş toplumun şerri, yiyecek giyecek belası, bunların hepsi durmadan gerçek varlığımızın uyanmasına engel oluyorlar. vaktiyle onların arasına karışmıştım; başkalarını taklit edeyim dedim. baktım, soytarıya dönmüşüm. adına zevk dedikleri her şeyi denedim; gördüm ki başkalarının zevki bana yaramıyor. her yerde, her zaman yabancı olduğumu hissettim. diğer insanlarla aramda en ufak bir ilgi dahi yoktu. başkalarının yaşam tarzına ayak uyduramazdım. kendi kendime derdim ki hep: bir gün toplumdan kaçacağım; bir köyde, gözden ırak bir yerde kendi köşeme çekilip yaşayacağım. ama inziva hayatını şöhret için istemiyordum. kendimi birinin düşüncesine mahkum etmek, birinin taklitçisi olmak değildi istediğim. nihayet zevkime göre bir oda yapmaya karar verdim. sadece kendimin bulunacağı, düşüncelerimin dağılmayacağı bir yer.

sadık hidayet

kör baykuş ./2

ben başka türlüsünü değil, ancak zehirlenmiş bir hayatı yaşayabilirdim.
şimdi o, burada, benim odamda gövdesini ve gölgesini bana vermişti. bu yeryüzünde yaşayanların dünyasıyla hiçbir bağlantısı olmayan uçucu, sırça, rakik ruhu, kıvrımlı elbisesinden ona işkence eden gövdesinden yavaşça çıkmış, başıboş gölgeler dünyasına gitmiş, sanki benim gölgemi de beraber götürmüştü. ama gövdesi, hissiz hareketsiz, burada kalmıştı. yumuşak kasları, sinirleri, damar ve kemikleri çürümeyi bekliyor, yer altındaki kurtlara, farelere lezzetli yiyecekler hazırlıyordu.
ve ben, mihnet ve meskenet dolu bu fakir odada, bir mezarı andıran bu odada, beni saran ve duvarların içine kadar nüfuz eden sonsuz gecenin karanlıklarında, uzun karanlık soğuk sonsuz bir gece geçirmek zorundayım, bir ölünün yanında, onun ölüsüyle birlikte bir gece ve birden düşündüm ki, dünya dünya olalı, ben var oldum olalı, soğuk hissiz hareketsiz bir ölü, karanlık odada hep yanımdaydı benim.

sadık hidayet

kör baykuş ./1

yaralar vardır hayatta, ruhu cüzzam gibi yavaş yavaş
ve yalnızlıkta yiyen kemiren yaralar…

şimdi yazmaya karar vermişsem, bunun tek nedeni,
kendimi gölgeme tanıtmak isteğidir. duvardan doğru eğilmiş,
yazdıklarımı oburca yutmak, yok etmek isteyen gölgeme.
işte onun için denemek istiyorum: birbirimizi ola ki daha iyi tanırız.

ben gölgem için yazıyorum, gaz lambasının duvara
yansıttığı gölgem için. kendimi ona tanıtmalıyım.

sadık hidayet